Dinçer Demir's Blog

A page to share all about learning , teaching ,education, training , e-learning& edTech…

Gelecek ve Eğitim – Gündem ve TEOG

Posted on | Nisan 3, 2016 | No Comments

med_gallery_114040_588_31039

Eğitim…

Dünyanın her bir köşesindeki en vazgeçilmez konu. Herkes dertli, herkes beklentili herkesin tüm sorunlara atıf yüklediği yegâne çözüm.

Ülkemizde de öyle. Hemen hemen herkesin söyleyecek bir sözü, neredeyse kesin diyeceği bir çözüm önerisi olan sohbet konusu.

– The farther back you can look, the farther forward you are likely to see.* Winston Churchill

*(Geriye ne kadar bakabilirseniz, ileriyi görme ihtimaliniz o kadar artacaktır”)

Bulunduğumuz yüzyılın en başlarından beri geleceğe yönelik öngörülerin hiç bitmediği eğitim çözümlerinin, neden hiçbir zaman sözlerin söylendiği güne ait çözümler üretememesi de koca bir muamma. Tarihten dersler çıkardıkça ilerleme kaydedilecekse, neden hala geleceğin eğitimine bu kadar kaptırıyoruz kendimizi? Buna da çoğu zaman anlam verebilmiş değilim. Bu demek değildir ki geleceği tasarlamayalım. Fakat bugünleri neden bu kadar yalnız ve sahipsiz bırakıyoruz sorusunu düşünürken vicdanım da sızlamıyor değil. Aslında bu tarz soruların cevabını biliyoruz da dillendirmekten kaçınıyoruz belki de. Çünkü biliyoruz o sebebi.

Çok özel okulların sahip oldukları gelişmiş imkânların çözümün ta kendisi olduğunun düşündürülmesi, bu imkânlara sahip olmayanların başarıya ulaşamayacaklarının karamsarlığına itilmeleri, emeğin vurgulanıp başarı odakları davranan eğitimcilerin varlığı bugünün sorumluluğunu almak yerine, geleceğe fazlaca odaklanmamıza sebep olurken bugün kaybetme riski ile karşı karşıya kaldığımız umutlarımızın sorumluluğunu üstlenecek miyiz?

Ülkemizde eğitim gören ilk ve orta seviyeli kurumlardaki öğrencilerine çoğunun durumunu biliyoruz. Bundan ne kadar da istesek kaçamıyoruz. Çünkü ortaya çıkan tablo sadece okullarda yaşanan sorunlar ve karnelere yansıyan başarısızlık olarak kalmıyor. Ülkede hepimizin yaşadığı demokrasi, modernite eksikliği, adalet konuları, suçlar, sapkınlıklar ve sorunlar olarak günlük yaşamımızın en temel sıkıntılarının odağına oturup kalıyor. Sonra bu durum, gelecekte eğitim hayallerinin gerekliliğini ortaya çıkaracak sohbetlerin ana konusunu tekrar oluşturuyor. Ancak bugün yaşanan her olumsuzluk, çözümsüzlük ve başarısızlık gelecekte başarıyı eğitimle kazanacağına olan inancı yitik nesillerin gelmesine sebep oluyor. Bunu bizzat yaşıyoruz ülkemiz olarak. Sonrasında kısıtlı bir grubun yaşadığı hayranlık uyandıran başarılar ve bilimsel ilerlemeler, yine kısıtlı bir grup tarafında hayranlıkla izleniyor ve takip ediliyor. Ancak bu üzücü döngü, eğitime ve bilime inanan azınlık bir grup yaratmaktan öteye gidemiyor.

Eğitim alanında önde olan kurumlar ve değerli eğitim insanları, geriden takip eden eğitim paydaşlarının elinde tutmalı ve mümkün olduğunca destek olmalıdır. Aksi takdirde, kısa vadeli ve küçük ölçekli kazanımlara ulaşabilen bu durumun, ilerleyen zamanlarda ne gibi toplumsal sorunlara sebebiyetler verebildiklerini çok açık görebiliyoruz herhalde. Ülkemizde git gide artan ve ülkemize yakışmayacak sorunlarda ne kadar sorumluluk üstlendiğimizi sorgulama zamanı vakit kaybetmeden gelmeli.

Öte yandan, TEOG’a az bir zaman kala, öğrencilerin bu TEOG sebebiyle gelişim süreçlerini olması gibi yaşayamadıklarını vurgulayan ve bunun sakıncalarından bahseden değerli eğitimcilerin TEOG sonrası seçkin okulları kazanamayan öğrencilerin ne kadar yanında olduklarını ve ortaya çıkan dezavantajların ortadan kaldırılması için ortaya koydukları fırsat eşitliği sağlayan projeleri –varsa- düşünmemiz gerek.

Elbette eğitime inancını henüz kaybetmemiş her ebeveyn ve düş kurmaktan henüz vazgeçmemiş her çocuk sınav telaşı ile hayallerine ve benliklerine uygun bir hayata sahip olmak isteyecektir. Resim çizmekten, oyun oynamaktan, şarkı söylemekten sıkılmayacak çocukların, bu eğilimlerine yönelirken gelecekte sıkıntı yaşamayacakları bir fırsat eşitliği sağlamak ne kadar mümkün ülkemizde, onu dillendirmek gerek.

Bu yeteneği ile mutlu olmak isteyen çocuğa, TEOG sonrası iyi denilen bir liseye gitmediği takdirde hayallerine ulaşabileceği fırsatları sağlayan bir düzenin varlığından bahsebilecek, gözlerinin içine bakarak vicdanen rahat bir şekilde, hayallerinin peşinde koşmalarına “inandırabilmek” ne kadar mümkün?

İstemek kolay, vermek emek ister. İstediğimiz gibi düzen yaratabilmek için elimizi taşın altına koymaktan vazgeçmemek gerek. İmkanları olanlara, imkan katarak ve bu imkanlarda imkansızı başarabilirsiniz ilhamları vermek gerekli ama sanırım işin biraz kolay kısmı.

İmkanı olmayan veya kısıtlı kurumlara gidip oradaki gözlere bakıp bunu söyleyebilme zamanıdır şimdi.

Gelecek , gelecekte değil. Tam da bugün burada. Eğitim kolektif bir şekilde yükseldikçe hedeflerine ulaşacaktır.

Bunu devlet okulunda, öğrencilerini TEOG sınavına hazırlayan bir öğretmen olarak söylüyorum. TEOG sınavının istediği becerilere ya da elit okulların talep ettiği kriterlere sahip olamadığı için başarısız olarak adlandırılan kendine has becerili öğrencilerin kaybolduğunu gören bir çift göz olarak döküyorum içimi.

Kendi yaşantımdan birkaç örnek vermek bile mümkün. Ben kadrolu olarak devlet okulunda çalışan bir İngilizce öğretmeniyim. Ancak ilk atanmam, o dönemde var olan sözleşmeli pozisyonu ile oldu. İlk yılımdı. Atandığım okula bir müfettiş ekibi gelmiş, yeni değişen ders kitapları ile ilgili ne gibi önerileriniz var demişti. Bugün hala ihtiyacımız olan önerilerimi sunmuştum. Önerilerim hakkında bir fikir beyan etmeden “sözleşmeli misin, kadrolu musun” diye sormuş, aldığı cevaptan sonra “ tamam” diyerek, konuyu değiştirmişti. Önemli olan pozisyonumdu, fikrim değil. Ya da birkaç sene önce yaşadığım bir başka örnek. Naçizane kendi gelişimim için üniversitelerin yaptıkları konferanslara katılırım. Bir gün dedim ki, üniversiteler kendi ihtiyaçları doğrultusunda etkinlikler yapıyor, ben de bizim ihtiyaçlarımıza yönelik bir şeyler yapmalıyım dedim. Müdürüme açtım konuyu, “sen projeni hazırla” dedi destekleyici bir ifade ile. Hemen hazırlıklarımı araştırmalarımı yaptım ve projemi sundum. İlçe mem’e gönderdi müdürüm. Bir süre sonra odasına çağırdı. “Açıkça konuşayım” dedi. O zamanlar 4-5 senelik öğretmendim. Kendisine şöyle bir dönüş yapıldığından bahsetti; “ o ne kadar yeterlilikte biri ki böyle bir projeyi yönetebileceğini düşünmüş” (beni kastederek). Tabi ki onay gelmedi. Vs vs. Biliyorum ki hayalleri olan her öğretmen böyle acı deneyimleri yaşamıştır.

Şaşırdım ama bir deneyim elde ettim elbet.

Zaman zaman dünyada eğitimden çok, farklılıkları ile fark yaratmış mükemmel başarılı insanları örnek gösterebiliyoruz. Çok büyük insanlar bunlar. Bunları biliyorsunuz. Tekrar tekrar isim vermeye gerek yok. Ancak ülkemiz böyle mi? Bunu düşünmek gerek. Dinlerken ilham aldığımız ülkemizin başarılı insanlarının CV’lerindeki harika okulları okurken fazlaca etkilenmiyor muyuz? Bu değerli kişilerin, sınav her şey değil derken başarılı sınav sonuçlarından güç aldıklarını görmek de mümkün aslında. Fakat ülkemizde bir şekilde dönemin kurallarına göre adımlar atmış ticari kişiler dışında, var olan becerileri ile ön plana çıkabilmiş kaç kişi var? Bilemiyorum. İmkan yaratmadan onları bu riski almaya itmek bazen fazlaca riskli geliyor bana.

Özetle, tam da bugünden itibaren, toptan bir umudu yeşertmek için herkes için bir adım atma zamanıdır belki de.

Neden bunları şimdi yazma ihtiyacı hissettim? Bir çok sebebi olabilir. Biriktirmişlik olabilir. Ya da çaresizlik olabilir. Ülkenin ya da eğitim camiasının gündemi bile olabilir belki. Ya da karanlıkta kaldığım anlarda, bir aydınlık fikre ihtiyaç duyduğum için olabilir. TEOG’a giren öğrencilerime, sınava son bir ay kala, sevdikleri ve ilgi duydukları şeylerden vazgeçmelerini söylerken ( aklımda bu seneki YGS birincisinin sözleri çınlıyor tabi bir yandan) yaşadığım içsel karmaşıklık da yazmama sebep olmuş olabilir. Yani yazmak istedim ve yazdım.

Comments

Leave a Reply





  • Registered Blogger

  • Previous Entries

  • Who- Where